İçeriğe geç

Karakterler Değişir, Sistem Kalır: Bir Polisiye Dizisinden Kurumsal Değişim Dersleri

Küçük Bir Not: Bu yazı bir dizi eleştirisi veya seyir önerisi değildir. (Yine de İngiliz gizem dizilerine düşkünseniz, ilk sıraya mutlaka 'The Capture'ı almanızı öneririm! 😊)

Geçenlerde, normalde günde bir bölümden fazla dizi izlemeyen beni ekran başına kilitleyen harika bir yapıma denk geldim: Patience. Aslında ilk bakışta oldukça bilindik, klişe bir polisiye kurgu var. Ancak benim İngiliz gizem dizilerine karşı ayrı bir ilgi ve düşkünlüğüm olduğu için bu yapıma mutlaka bir alan açmak, yakından bakmak istedim. Ve iyi ki de öyle yapmışım. Çünkü dizinin dünyasına girdiğim an, başroldeki Ella Maisy Purvis’in muazzam performansına adeta hayran kaldım. Dizi, York polisinde evrak ve arşiv işlerine bakan, nöroçeşitlilik sahibi (otizm spektrumundaki) sivil bir çalışan olan Patience ile bir dedektifin ortaklığını anlatıyor. Patience, diğer insanların fark edemediği detayları yakalayan, dünyayı çok daha özgün ve farklı bir pencereden gören harika bir karakter.

Küçük bir araştırma yapınca öğrendim ki, Ella gerçek hayatta da otistik bir bireymiş ve bu karaktere kattığı o abartısız, derinlikli ve içten bağ buradan geliyormuş. Hatta dizinin jeneriğinde kendi çocukluk fotoğrafları ve videoları kullanılıyor. İlk sezon o kadar anaç, empati duygusu yüksek ve kapsayıcı bir dedektif karakteriyle geçti ki, o aradaki bağ her gün yeni bölümü hevesle açmamı sağladı.

Sonra ne mi oldu? İkinci sezon başladı ve o çok sevdiğimiz dedektif diziden ayrıldı. Yerine tam zıttı, mesafeli, pragmatik ve ilk etapta empati yeteneğinden yoksun görünen yeni bir lider geldi. Ve itiraf edeyim, o hevesle açtığım dizi benim için bir anda "bölüm bitsin de kalkayım" moduna geçti.

İşte tam bu noktada, mesleki deformasyon dedikleri şey devreye girdi ve bir İK profesyoneli olarak durup düşündüm: Biz iş hayatında bu sahneyi kaç kez yaşıyoruz?

"Ben Diziyi/Şirketi Değil, Ekibimi Sevmiştim"

Kurumsal hayatta en sık karşılaştığımız kırılma anlarından biri budur. Bir düşünün, sizi anlayan, çalışma tarzınıza ve kişisel alanlarınıza alan açan şahane bir liderle çalışıyorsunuz. İlk dedektifin Patience’ın dünyasına gösterdiği o sessiz saygı gibi, aranızda yazılı olmayan ama çok güçlü bir güven bağı oluşmuş. Derken bir gün bir organizasyon değişikliği oluyor, o yönetici gidiyor ve yerine tamamen farklı bir tarzla yeni biri geliyor.

İşte o an çalışan için "ikinci sezon sendromu" başlıyor. Şirket aynı şirket, yaptığınız iş aynı iş ama o bilgisayarı açma motivasyonunuz bir anda düşüyor. Çünkü yeni gelenin kuralları ile sizin alıştığınız o eski güvenli dünya çatışmaya başlıyor.

Yeni Lidere ve Değişime Direnmek mi, Uyum Sağlamak mı?

Eski yöneticinin tarzı ile yeni gelen liderin kuralları arasında sıkışıp kaldığımızda, zihnimizde Leon Festinger’in bahsettiği o meşhur Bilişsel Çelişki alarmı çalmaya başlıyor.

Zihnimiz tutarlılık arayıp eski güvenli ve konforlu dönemi özlerken, mevcut gerçeklik bize tamamen farklı bir yönetim tarzını dayatıyor.

Bu içsel gerginliği çözemediğimizde ise en kolay yolu seçebiliyoruz. Tıpkı benim dizinin ikinci sezonunu artık hevesle açmamaya başlamam gibi, çalışan da kendini yavaşça geriye çekiyor. "Neden kendimi yoruyorum ki, artık sadece işimi yapar çıkarım" diyerek sessiz istifa sınırına adım atar ve duygusal olarak vedalaşmaya başlıyor. Ancak iş dünyasının kaçınılmaz gerçeği de hala burada: Karakterler değişir, sistem kalır.

Burada hem İnsan Kaynakları profesyonellerine hem de çalışanlara düşen birkaç samimi görev var:

  1. 01 Önyargı Süresini Kısa Tutmak: Yeni gelen liderin tarzı "kötü" değil, sadece "farklı" olabilir. İlk sezondaki o anaç duyguyu hemen bulamadığımız için yeni yöneticiyi tamamen sistemin dışına itmek, en çok kendi motivasyonumuza zarar verir.
  2. 02 Kapsayıcılığı Yeniden Tanımlamak: Özellikle nöroçeşitlilik veya farklı çalışma disiplinlerine sahip çalışanların olduğu ekiplerde, yeni liderin ekibi tanıma ve adaptasyon sürecine İK olarak köprü olmalıyız.
  3. 03 Değişimin Ritmini Yakalamak: Bazen dizinin ikinci sezonu ilk başta tadımızı kaçırsa da, ilerleyen bölümlerde karakterlerin birbirini dönüştürdüğünü ve ortaya yeniden güçlü bir sinerji çıktığını görürüz. İş hayatında da yeni liderle kurulan yeni bağlar bize hiç bilmediğimiz farklı yetkinlikler kazandırabilir.

Uzun lafın kısası; iş hayatı da, severek izlediğimiz diziler de tek bir sezondan ibaret değil. Yönetmen koltuğundaki değişiklikler ya da başrol paylaştığımız insanların gitmesi bizi o işten koparmamalı. Belki de ikinci sezonun o mesafeli dedektifine de, şirketimize yeni gelen o "sert" yöneticiye de kendisini anlatması ve bizim dünyamızı anlaması için biraz zaman ve sabır (yani biraz Patience-kelime oyunu da var 😊) vermek gerekiyordu.

Dizinin atmosferini merak edenler ve bu iki farklı karakterin dinamiklerini kendi gözleriyle görmek isteyenler Patience Sezon 2'ye göz atabilirler. Değişim dalgasının ekibi nasıl etkilediğini çok iyi özetliyor.

Paylaş

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu?

Ağınızla paylaşarak kurumsal hayatta değişim dalgalarını ve yönetim dönüşümlerini daha fazla kişinin keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz.

LinkedIn WhatsApp